Muhammed Çopur’un TARKEM Mücadelesi: Doğruların Peşinde Bir Gazeteci
Hakan Kaplan, 10 Nisan 2026
Gazetecilik, çoğu zaman övgülerden çok bedel ödemekle tanımlanan bir meslek dalıdır. Bilgilerin karanlıkta kalmasını önlemek ve kamuoyunu bilgilendirmek için tehditlere ve ekonomik baskılara karşı durmak gerekir. İzmir’de son bir yılda süregelen TARKEM dosyasında bu cesareti gösteren isim, araştırmacı gazeteci Muhammed Çopur oldu. Çopur, Kemeraltı’nın derinliklerindeki sessizliği bozdu ve “Bu kentin hafızası bir şirket bilançosuna sığmaz” diyerek tarihi mirasın ticari dönüşümüne dikkat çekti. Kalemini sadece yazmak için değil, kamu vicdanını uyandırmak amacıyla kullandı.
Çopur’un aylar süren araştırmaları sonucunda Salepçioğlu İşhanı Türkiye’nin gündemine oturdu. Haberiyle birlikte, TARKEM çevresindeki bazı grupların İzmir’in tarihi merkezini “Yahudi Açık Hava Kültür Müzesi” konseptiyle yeniden şekillendirmeye çalıştığı ve projelerde “İzmir için 2. Kudüs” söylemiyle teopolitik hedeflere hizmet edildiği iddiaları gündeme geldi. En çarpıcı detaylardan biri, TARKEM Genel Kurulu’nun bir sinagogda yapıldığını belgeleyerek ortaya koymasıydı. Bu bilgi, sadece yerel bir haberi değil, Türkiye genelinde bir kamuoyu tartışmasını tetikledi.
Çopur’un iddialarında öne çıkan uluslararası bağlantılar, yabancı vakıf ilişkileri ve kültürel mirasın ideolojik amaçlarla yönlendirilmesi tartışmaları, devlet kurumlarının da dikkatini çekti. Bu kapsamda, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından TARKEM’in bir alt biriminin ihalelere katılmaktan men edilmesi, haberlerin kamu yararı açısından ne denli kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Siyasi baskılar ve ekonomik tehditler, Çopur’un kararlılığını asla sarsamadı. “Bu dosya bir söylenti değil, gerçeğe ulaşma çabasıdır” diyen Muhammed, belge ve tanıklarla çalışarak hiçbir tehdide boyun eğmedi.
TARKEM yöneticilerinin hırsızlıkla mahkûm olduğu davayı sonuna kadar takip eden Çopur, bu durumu kamuoyuna duyurdu. Bugün bir meslek büyüğü olarak kendisine teşekkür ediyorum: Eline, yüreğine, onuruna sağlık. İzmir’de, vatan ve millet adına, basının onurunu yeniden hatırlattığın için; siyasi ve ekonomik baskılara boyun eğmeden gerçeğin peşini bırakmadığın için, tehditlere rağmen fikrî takibini sürdürüp yetkililerin dikkatini çekmeyi başardığın için… Seni gözlerinden öpüyorum kardeşim.
Unutulmamalı ki bu meslek manşetlerle değil, dik duruşla, doğrulukla ve kamu yararına adanmış kalemlerle varlığını sürdürür. Gerçeği yazmak cesaret ister; gazeteci sustuğunda karanlık daha da büyür.