Cumhurbaşkanı Erdoğan: Montrö yetkisini kullanacağız

Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından kameraların karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açıklamalarda bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Milletimizin 28 Şubat’ın ardından Türk siyasetinde yaptığı revizyonun mesajını hala alamayanlar olduğunu anlıyoruz.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya-Ukrayna krizine ilişkin şunları kaydetti:

“Bu süreçte barış ve istikrarın temini için çok yönlü diplomatik girişimlerimizi kesintisiz sürdürdük, sürdürüyoruz. Rusya’nın Ukrayna topraklarına yönelik saldırısını kabul edilemez görüyor, Ukrayna yönetiminin ve halkının verdiği mücadeleyi takdir ediyoruz. Montrö Sözleşmesi’nin boğazlardaki gemi trafiği konusunda ülkemize verdiği yetkiyi, krizin tırmanmasının önüne geçecek şekilde kullanma kararındayız. Bugüne kadar 5 bin vatandaşımız Ukrayna topraklarından ayrılarak ülkemize ve diğer ülkelere geçti. Taleplere göre tahliye işlemlerini sürdüreceğiz. Türkiye, BM, NATO ve AB başta olmak üzere içinde yer aldığı kurumlar ve ittifaklar çerçevesindeki sorumluluklarını bugüne kadar harfiyen yerine getirmiştir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kendi milli çıkarlarımızdan elbette ödün vermeyeceğiz ama bölgesel ve küresel dengeleri de ihmal etmeyeceğiz. Ülkemizin son dönemdeki tüm sınamalar gibi Karadeniz’in kuzeyindeki krizi de selametle atlatacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.” diye konuştu.

TARIMSAL SULAMADAKİ ELEKTRİĞİN KDV’Sİ YÜZDE 8’E DÜŞÜRÜLDÜ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, meskenler ile tarımsal sulamada kullanılan elektriğin KDV’sinin yüzde 18’den yüzde 8’e düşürüldüğünü söyledi.

Erdoğan sözlerini şu şekilde sürdürdü:

“Tüketimine göre faturalarda net yüzde 8 ile yüzde 14 oranında bir indirim sağlanmış olmaktadır. Mesken abonelerinin yıllık 7 milyar lira daha az fatura ödemesi temin edilmektedir. Ticarethane statüsündeki elektrik abonelerinin günlük 30 kilovatsaate, aylık 900 kilovatsaate kadar tüketimi olan ilk dilimine yüzde 25 indirim uygulanacak”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarından satır başları şöyle;

“Milletimizin ve tüm İslam Alemi’nin dün gece idrak ettiğimiz mübarek Miraç Gecesi’ni tebrik ederek başlamak istiyorum.

Hayatımızın hayır, hasenat, ibadet ve bereketini çoğaltması dileğiyle bir kez daha milletimizin leye-i miracını tebrik ediyorum.

Dün Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocamızın vefatının 11. yıldönümüydü. Bu vesile ile merhum Erbakan hocamızı, rahmet, sevgi, minnet ve hasretle yad ediyoruz.

28 Şubat gününün bizim yakın tarihimizde bir başka anlamı, sembolü daha vardır. O da 28 Şubat darbesidir. Türkiye 28 Şubat 1997 tarihinde 27 Mayıs 1960’la başlayan darbeler silsilesinin postmodern diye tabir edilen yeni bir yüzüyle tanışmıştır.

28 Şubat darbesi tarihimizin kara sayfalarından biri olarak tarihimize kazınmıştır. Darbe şakşakçıların desteği ile ortaya çıkan 28 Şubat vakası tüm benzer olaylar gibi zaman içinde milli irade tarafından elbette tasfiye edilmiştir.

Türkiye’yi köken, mezhep, meşrep, siyasi görüş, hayat biçimi gibi fay hatlarına sıkıştıran müsebbipler yargıda hesabını vermiştir. 28 Şubat sürecinde yaptıklarının yanlarına kâr kalacağını düşünenlerin hesap günü gelip çattığında sergiledikleri pespayelik ibreti alemdir.

Daha sonra 27 Nisan, 15 Temmuz darbe girişiminin de milli irade tarafından adeta cevaplandırılarak adeta boğulmuş olması ülkemizde bir devrin kapandığının işaretidir. TSK artık darbe, cunta, bildiriyle değil sınırlarımızı korumadaki, sınır ötesi harekatlarındaki güçlü duruşu, başarıları ve etkisiyle gündem olmaktadır.

Ülkemizin son 1 asrında milli mücadele ve Kıbrıs Barış Harekatı sonrasındaki en büyük başarılar bu dönemde elde edilmiştir. Suriye’de, Libya’da, Karabağ ve işgal altındaki toprakları için mücadele eden Azerbaycan’ın yanında yer almamız ülkemizin ve TSK’nın tarihine altın harflerle geçen zaferlerdir.

Ordusu, devletinin ve milletinin emrinde olmayanların kendi içinde birlik, beraberliğini sağlayamayanların sonuçta hem istiklallerini hem geleceklerini kaybettikleri dönemde Türkiye siyasi, ekonomik, diplomatik olarak yükselen bir güç sıfatıyla dünyadaki yerini almıştır. Temennimiz darbe ve darbe girişimlerin siyasi ve sosyal ayağını teşkil eden kesimlerin aynı yerli, milli, sivil, vizyoner yaklaşıma kavuşmalarıdır.

15 Temmuz darbe girişimi gecesi, sonrasında yaşadıklarımız bu kesimlerin henüz demokratik olgunluğa ulaşamadıklarını ortaya koymuştur. İnsanlarımızın inancı ve değerleriyle mücadelesini aksi yöndeki tüm iddialar, beyan ve şovlarına rağmen bilinç altlarında hala sürdürenler var. Ellerine fırsat geçtiğinde neler yapabileceklerine ilişkin birçok emareye sıkça rastlıyoruz.

28 Şubat’ın ardından Türk siyasetindeki revizyonun mesajını hala alamayanlar olduğunu anlıyoruz. Hakka, demokrasiye, adalete, özgürlüğe saygıyı bu medeniyete, bu topraklara, bu halkın bendesi olmayı öğrenemeyenlere milletimiz asla teslim etmemiştir, etmeyecektir.

Darbelerle, uluslararası operasyonlarla netice alma dönemi kapandığı için halkın rızası ile yönetime gelme dışında yol, yöntem usul kalmamıştır. Tek parti faşizmi, darbe ve cunta dönemleriyle alışkanlıklarıyla yola çıkıp da ham hayaller peşinde koşanların sonu hüsrandır.

Üzerinden çeyrek asır geçen 28 Şubat darbesinin muhasebesinin bize verdiği mesajlar bunlardır. Türkiye’nin son 20 yılında samimiyet ve kararlılıkla uyguladığımız eser ve hizmet siyasetimizin yüzlerce milyonluk dost ve kardeş hanemizle ülkemizi getirdiği yer istikametimizin doğruluğudur.

Dünya köklü bir değişim sürecinden geçiyor. Asırlık geçmişe sahip küresel yönetim sistemi çökmektedir. Sistemin temelini oluşturan dünya savaşları hak arama değil paylaşım mücadeleleridir. Biz bu mücadele masada değil menüde yer alan milletlerden biriydik. Cumhuriyetimizi kurarak bu zor dönemde çok ağır bedeller ödedik.

2. Cihan Harbi sonrasında siyasal ve ekonomik işleyiş yaşanan sorunların en önemli sebebidir. Sancılı olan bu sistem soğuk savaşın sona ermesinin ardından iyice dengesizleşmiştir. Dünya 5’ten büyüktür diyerek ifade ettiğimiz küresel yönetim sistemindeki çarpıklık yaşanan her hadiseyle kendini yeniden gösteriyor.

Suriye’de 11. yılına giren trajedi, Afganistan, Irak, Bosna, Ruanda, Arakam, Libya’da dökülen kanların, yaşanan acıların müsebbibi küresel yönetim ve güvenlik sistemidir. Kendi güvenlik ve refahları dışında hiçbir şeyi önemsemeyenlerin süslü kavramlar arkasına gizledikleri kirli yüzleri artık tüm çıplaklığıyla ortadadır.

Son olarak Ukrayna’da yaşanan gelişmeler bu gerçeği doğrulayan bir mahiyet arz etmektedir. Sorunun tarafı ve hatta sebebi olan ülkelerin BM Güvenlik Konseyi’nde hakemlik ve çözüm mevkiinde bulunmaları işleri içinden çıkılmaz hale getirmektedir.

Türkiye bölgesinde barışı, huzuru, esenliği isteyen bir ülkedir. Bu tavrımızı Irak, Suriye, Kafkaslar, Karadeniz, Akdeniz’den Balkanlara kadar her hadisede gösterdik. Karadeniz’in kuzeyindeki krizde de her ikisini dost olarak gördüğümüz Ukrayna ve Rusya’ya aralarındaki sorunu diyalog yönünde çözmeleri çağrısında bulunduk.

Bu konuda arabuluculuk dair gösterdiğimiz samimiyetin şahidi Ukrayna ve Rusya liderleridir. Çok yönlü diplomatik girişimleri kesintisiz sürdürüyoruz. 24 Şubat’ta silahlar patladı. Böyle bir tablonun ortaya çıkmasından dolayı gerçekten üzüntü duyuyoruz. NATO Liderler Zirvesi başta olmak üzere ülkemizin bu meseleye bakışını ifade etmeye devam ediyoruz.

Ukrayna’daki 20 bin vatandaşımıza, diplomatik misyonlarımıza kayıtlı iletişim numaralarını arayarak ikazlarımızı yaptık. 22 Şubat’ta Ukrayna’nın doğusundaki vatandaşlarımıza bölgeden ayrılmaları çağrısında bulunduk. THY Ukrayna’dan ayrılmak isteyen vatandaşlarımıza ve diğer ülke vatandaşlarına gereken imkanı sağladı.

Çatışmanın ertesi gününden itibaren otobüslerle tahliye işlemini başlattık. Çeşitli şehirlerdeki vatandaşlarımızı trenlerle önce Romanya ve ardından ülkemize getirecek çalışmanın içindeyiz. Halen Ukrayna limanlarında bulunan Türk bayraklı gemilerimiz, TIR’larımızın durumlarını yakından takip ediyoruz. 5 bin vatandaşımız ülkemize ve diğer ülkelere geçmiştir.

Gelişmelere ve taleplere göre tahliye işlemlerini sürdüreceğiz. Montrö Sözleşmesi’nin ülkemize verdiği yetkiyi krizin tırmanmasının önüne geçecek şekilde kullanma kararındayız. Biz Ukrayna’nın egemenlik, siyasi bütünlük ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesinden yanayız. Rusya’nın saldırısını kabul edilemez görüyor ve Ukrayna halkının mücadelesini takdir ediyoruz.

ABD ve Avrupa’nın dirayetsiz tavrı ibretlik bir vaka olarak kayıtlarımıza aldık. Bunlar bizim sınırlarımız tehdit altında iken tecrübe ettiğimiz hususlardı. Tabii bu süreçte bizim için önemli olan kendi duruşumuzdur. Türkiye BM, NATO ve AB başta olmak üzere içinde yer aldığı kurumlar ve ittifaklar çerçevesindeki sorumluluklarını yerine getirmiştir, bundan sonra da yerine getirecektir. Kendi milli çıkarlarımızdan elbette ödün vermeyeceğiz. Bölgesel ve küresel dengeleri de ihmal etmeyeceğiz. Bunun için ne Ukrayna’dan ne Rusya’dan vazgeçmeyeceğimizi söylüyoruz.

Siyasi ekonomik ve askeri ittifaklarımızdan vaz geçmiyoruz. İnsani hassasiyetlerimizi diğer mülahazaların üzerinde tutuyor, bölgemize gelen onca sığınmacıyı barındırmaya devam ediyoruz. Tüm mazlum coğrafyalarla ilişkilerimizi sıkı tutuyoruz. Hiç kimseyi, toplumu, devleti yüz üstü bırakmıyoruz.

Türkiye’nin dış politika vizyonunun anlamını ve etkisini görebilmek için bu ülkeye dışarıdan bakma ferasetine sahip olmak gerekir. Bölgesinin ve dünyanın yükselen gücü Türkiye’nin yolculuğuna en küçük katkısı olmayanlardan milli meselelerde serinkanlı yaklaşım bekliyoruz.

Milletimizin ihtiyacı, ülkemizin istikametini 2053’lere çevirecek lider, yönetim ve programlardır. Karadeniz’in kuzeyindeki krizi de selametle atlatacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Türkiye artık siyasi, ekonomik, teknolojik, askeri ve istihbari altyapısıyla kendi politikalarını üretip uygulayacak seviyeye gelmiş bir devlettir.

Kendi göbeğimizi kendimizin keseceği, ihtiyacımız olan tüm araç gereci üreteceğimiz bir yapı kurulana kadar durup dinlenmeden çalışacağız.

Krizleri ülkemiz için fırsata dönüştürecek adımları atabilecek durumdayız. Salgın döneminde bunu hep birlikte gördük. Gelişmiş ülkelerin sağlık sistemleri başta olmak üzere kamu sistemi çökerken biz başarılı yönetim sergiledik. Küresel ekonomik işleyişin salgın sürecinin ardından girdiği yapılanma döneminde ülkemizi öne çıkararak bu gerçeği tekrar ispatladık.

Yatırım, üretim, istihdam, ihracat, cari fazla üzerine inşa ettiğimiz kendi modelimizi başarıyla uyguluyoruz. Ülkemizde Gezi olaylarından beri yaşanan hiçbir hadisenin doğal dinamiklerin ürünü olmadığı, ülkenin önünü kesme amacı taşıdığı inkar edilemez bir gerçektir. PKK, DEAŞ, FETÖ tüm terör örgütleri sinsi bir planlama ve aynı gaye ile üzerimize salınmıştır. Nice ambargo, tuzak, sanayimizi, teknolojimizi, ihracatımızı, ekonomimizi baltalama girişimi büyük ve güçlü Türkiye’nin ayağına çelme takmadan ibarettir.

Yüreğimiz yandı ama hamdolsun asla yere kapaklanmadık. Asla duruşumuzu bozmadık. Allah’ın yardımı ve milletimizin desteği ile her badirenin üstesinden geldik. Her projemizi hayata geçirdik. Şimdi artık nihai aşamaya geçmek üzereyiz. Biraz daha çalışmaya, üretmeye, ülke ve milletçe biraz daha sabra ihtiyacımız var.

Bugün açıklanan veriler ekonomi programımızın başarıyla yürüdüğüne işaret ediyor. Yüzd e9,1’lik yılın tamamını yüzde 11 büyümeyle kapattık. G-20, OECD ülke arasında en yüksek büyüme oranını elde eden ülke biz olduk. Yatırımlar ve istihdamdaki artış eğilimini sürdürüyoruz. İstihdamda geçtiğimiz yıl bir önceki yıla göre 3.2 milyon yeni iş imkanı ortaya çıkartarak, işsizlik oranımızı yüzde 11,3’e gerilettik. Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına dahil ettiğimiz gün artık bu millet önümüzdeki 1 asrı kucaklayan yeni bir yol haritasına sahip olacaktır.

Bu çerçevede tıpkı salgın gibi sadece ülkemizin değil Avrupa başta olmak üzere tüm d ünyanın krizi haline gelen enflasyonsorununu süratle çözmekte kararlıyız. Yaz aylarıyla birlikte enflasyon sorununu da kontrol altına almış olacağız.

Öte yandan son kabine toplantımızda kamuoyuna duyurduğumuz elektrik tarifelerindeki yeni düzenlemeyi netleştirdik. Meskenler ile tarımsal sulamada kullanılan elektriğin KDV’si yüzde 18’den yüzde 8’e düşürülmüştür.

Ayrıca meskenlerdeki düşük tarife sınırı da günlük 8 kilovat saate, aylık 240 kilovat saate yükseltilmiştir. Faturalarda net yüzde 8 yüzde 14 oranında indirim sağlanmış olmaktadır.

Tüketimine göre faturalarda net yüzde 8 ile yüzde 14 oranında bir indirim sağlanmış olmaktadır. Mesken abonelerinin yıllık 7 milyar lira daha az fatura ödemesi temin edilmektedir. Ticarethane statüsündeki elektrik abonelerinin günlük 30 kilovatsaate, aylık 900 kilovatsaate kadar tüketimi olan ilk dilimine yüzde 25 indirim uygulanacaktır.

Kademe uygulamasının ticarethaneleri de kapsayacak şekilde genişletiyoruz. Günlük 30 kilocvat, aylık 900 kilovat saatin ilk dilimine indirim uygulanacaktır. Esnaf ve sanatkarlarımızın yıllık 7 milyar daha az fatura ödemesini sağlıyoruz. Öğrencilere ve araştırmacılara TÜBİTAK’tan sağladığımız burslarda ciddi iyileştirrmeler yapıyoruz. Lisans programında aylık 750 liralık bursu 1250 liraya çıkarıyoruz. Yüksek lisans öğrencileri 3 bin lira ile 4 bin 250, doktora öğrencilere 5 bin 500-7 bin 500, doktora sonrasındaki öğrenciler 7 bin 500 ile 10 bin liraya kadar aylık burs alabilecektir.

Gençlerimize bir müjdemiz daha var. Salgının ilk yılında Star dediğimiz stajyer araştırmacı burs programını uygulamaya almıştık. Onların daha öğrenci iken kıymetli tecrübeler edinmelerini sağladık. Bugün almaya başlayacağımız yeni çağrı ile 300’ü arkeoloji projelerinde görev almak suretiyle 2 bin 300 öğrencimizi destekleyeceğiz.”