Atatürk’ün Saltanatın Kaldırılması Konusundaki Önemli Kararı
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta (1927) saltanatın kaldırılışını şu ifadelerle dile getirdi:
“Bu ortak çağrı, kişisel saltanatın sona erdirilmesi işini kesin olarak tamamladı. Zaten 1 Kasım 1922 tarihli yasaya göre hilafet ile saltanat birbirinden ayrıldı. Milli Egemenlik zaten iki buçuk yıldan fazla süredir fiilen kabul görmüştü. Hilafet, açık bir hukuka sahip olmaksızın bir süre daha devam etti.”
Bilindiği gibi, saltanatın kaldırılması ile Cumhuriyet’in ilanı arasında yaklaşık bir yıl süre bulunmaktadır. Aslında, Cumhuriyet’in ilanı gecikmedi, önemli olan saltanatın erken kaldırılmasıydı… bunun nedeni ise Atatürk’ün bahsettiği “ortak çağrı”dır. Şöyle ki…
Zafer kazanılmış, Lozan görüşmelerine başlanacaktı. Müttefik devletler, yani emperyalistler, 28 Ekim 1922 tarihinde Lozan’daki barış konferansına hem İstanbul’daki Vahdettin hükümetini hem de Ankara hükümetini davet etti. Hedefleri ise devlet başkanlığı konusundaki ayrılıktan faydalanmaktı. Ancak Atatürk, bunun hemen farkına varır varmaz işe koyuldu ve hızla kararını verdi… Saltanat halifelikten kesin olarak ayrılacaktı.
Lozan davetinden sadece 2 gün sonra saltanatın kesin olarak kaldırılması TBMM’de kabul edildi, artık tek devlet başkanı vardı, o da Mustafa Kemal Paşa idi. Bu tarihten 17 gün sonra gazeteler Vahdettin’in İngiliz gemisiyle ülkeyi terk ettiğini duyuracaktı. Böylece Batı’nın Lozan oyunu, Atatürk tarafından geçersiz kılınmış oldu.
Nutuk’ta da belirtildiği gibi, Türkiye Devleti’nde zaten Nisan 1920’den itibaren Milli Egemenlik sistemine geçilmiş, yani siyasi devrim gerçekleştirilmişti. Bu nedenle Atatürk’ün acelesi yoktu, geriye sadece Cumhuriyet’in adını koymak kalmıştı. Bu açıdan, itirazların yükseleceği adımı atmak, o fikri olgunlaştırmak için en uygun anı bekledi…
Ve sonunda 29 Ekim 1929 geldi… Yeni sistem, anayasaya girecek, Atatürk ise Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı olacaktı.
Atatürk, TBMM kürsüsüne çıkarak nutkunu okudu… Ancak konuşması oldukça kısa sürdü… Meclis’e teşekkürlerini iletti, Kurtuluş Savaşı’na gönderme yaptı ve milletine duyduğu sadakati bir kez daha vurguladı… Bu tarz bir nutuk alışılmışın dışında bir durumdu. Elbette ki hiç kimse Cumhurbaşkanı Atatürk’e neden böyle yaptığını sormadı. Fakat, bunun bir sebebi vardı ve bu sırrını Cumhuriyet’in 10. yıl dönümüne hazırlanırken Afet İnan’a açıkladı. Aralarında şu konuşma geçti:
– On yıl önce bugün… Biliyor musun, ne mücadele içindeydik.
– Meclis tutanaklarını okudum, Nutuk’taki açıklamaları biliyorum. Sizden de dinlemiştim.
– Tarih, okuduklarındandır, haklısın. Fakat sana bilmediğin bir şey anlatayım. Tarihi olayların gelişimi sırasında, bazen fizyolojik sorunlar önemli rol oynar. Doğa ya engel olur ya da yardım eder. On yıl önce bugün Cumhuriyet’i ilan etmek gerekiyordu… Partide ve Meclis’te çekişmeler yaşanırken bilirsin beni çağırdılar. O heyecanlı oturumlarda konuşma yapmak benim işimdi. Fakat uzun süre konuşamadım, cumhurbaşkanı seçildiğimde yaptığım nutuk, en kısa konuşmalarımdan biriydi. Neden mi? Çünkü dişlerim yeniydi, yeni dişler tecrübe aşamasındaydı. Konuşmaya başladığımda ıslık gibi bir ses çıkıyor ya da ağzımdan düşüyordu. Bu sırada yapacak bir şey yoktu. Bu doğal olay, siyasi yaşantımın en önemli aşamasında bir engel oluşturdu. Kim bilir, uzun konuşmamam belki de doğruydu.
Atatürk, “kısa konuşmanın daha etkili olduğuna” inandığı için, Nutuk’un da uzun olmasını tercih etmedi… Belki de tarihe damga vuran şu ifadesinin kalabalık cümleler arasında kaybolmaması için bunu istedi: “Ne mutlu Türk’üm diyene”
Osman Erbil
“Efendiler, Türkiye Cumhuriyeti Meclisi’nin, Reisicumhur’u seçerek bana gösterdiği bu yüksek teveccüh ve itimat karşısında, acziyetimin sınırsız olduğunu belirtmek isterim. Asırlardan beri uğraştığımız ve son yıllarda akan kanlarımızın sonucu olan bu önemli sonucun elde edilmesinde en büyük etken olan yüksek Meclis’in bugünkü durumunu her zaman minnetle hatırlayacağım. Bana bu yüce makamı verdiğinizde, tüm çabamı göstererek, milletimizin mutluluğuna ve ülkemizin güvenliğine sadakatle hizmet edeceğime söz veririm.”